Tüm dünya ekonomilerinde ana sektörlerden biri olan turizmin sürekliliği, büyük ölçüde turizm amaçlı kullanılan kaynakların korunmasına ve geliştirilmesine bağlıdır. Günümüzde artan çevre duyarlılığı ve çevre korumayla ilgili mücadeleler karşısında, turizm sektörü, artık çevreye daha duyarlı olmaya başlamıştır. Buna bağlı olarak da çevre bilinci artmış olan bir turist kitlesine  hizmet verme uğraşısı içerisine  girmiştir.

Duyarlı kitle turizmi gereksinimi yanında, alternatif turizm, ekoturizm, doğa turizmi, bilinçli turizm gibi doğayı değiştirmeden ve bozmadan, kaynakları tüketmeden kullanan yeni turizm türlerine doğru bir yönelim başlamıştır. Bu durum, turizm sermayesi için yeni yatırım, üretim ve dolayısıyla yeni kar alanı Ekoturizm-Ecotourismolasılığını da artırmıştır. Bu tür tercih yapan insanlara mal ve hizmet satışı yapmak, pazar genişlemesini ve yayılmasını sağlamak için, turizm yatırımları genellikle kırsal kesimde ve yeşil doku içerisinde yoğunlaşmaya başlamıştır.

Bu turizm türleri  içerisinde yer alan ekoturizm; çevreye saygı ve duyarlılığın artırılması yoluyla, rekreasyonel turizm kaynaklarının gelecek  nesillere aktarımını ve bu sırada yerel halkın refahını ve bütünlüğünü geliştirmeyi hedefleyen, sosyal sorumluluk duygusu içerisinde ölçülü, çevreye duyarlı, yaşama saygılı ve akılcı bir turizm politikası olarak tanımlanmaktadır (Daş ve diğerleri1997).

Ekoturizm, doğal ve kültürel kaynakların uygun seviyelerde sürdürülebilir kullanımını sağlayan, çevreyi ön plana alarak kalkınmayı hedefleyen sürdürülebilir kalkınma stratejisinin turizme yansımasıdır. Fakat bu tanımlama ile günlük turizm uygulamaları arasında çok az uyum görülmektedir.

Ekoturizm amacıyla, daha önce gidilmemiş kırsal alana gidilmiş ve bu alanlarda turizm altyapıları kurulmuştur.  Doğal koşulları değiştiren yapılanmalar ve kullanımlar artmış ve bunun sonucu olarak olumsuz etkiler ortaya çıkmaya başlamıştır. Sadece ekonomik çıkar temeline göre planlanmış ve kısa dönemli ekonomik getiriye göre yönetilen ekoturizm, doğal ve kültürel kaynakları tehlikeye düşürmeye başlamıştır.

Bu bağlamda, ekoturizmin faydalarını ve maliyetini incelemek ve değerlendirmek, kaynak kullanımı için uygun planlama ve  yönetimin, doğal yaşamın gereksinimlerine göre belirlenmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır.

Turizmin çeşitlendirilmesi amacıyla yapılan çalışmaların, turizm endüstrilerinin kar maksimizasyonunun değil, öncelikle doğal yaşamın sürdürülebilirliği bağlamında yapılması gerekmektedir. Bu da öncelikle turizmle uğraşan yerel halk, devlet kurumları, ulusal ve yerel toplum örgütleri içinde çevreye ve insan sağlığına, uzun dönemli düşünme ve karar vermeye yönelik bir iş yapma ve çalışma kültürünün geliştirilmesi; bu güçler arasında dengelerin kurulması ve koordinasyonun sağlanmasıyla gerçekleşme olasılığına sahiptir.

Bunun anlamı oldukça açıktır: Çevre koruma ile sosyal ve ekonomik gelişme adı altında sunulan ekonomik çıkar yapılarının birbirinden ayrı düşünülmesi hem sürdürülebilir yaşam hem de  sürdürülebilir turizm için bir engeldir.  Sürdürülebilir turizm ancak sürdürülebilir yaşamla mümkündür. Yaşamın bittiği yerde turizm dahil herşey biter.

DR. NAZMİYE ERDOĞAN

ÖĞR. GÖR. ÖZGÜR YAĞCI

Başkent Üniversitesi

Bir Yorum Yaz