Esen Kitap’ın yayımladığı Sevgilim Londra kitabı, bizi 1873-1876 yılları arasında İngiltere’de yaşayan Vincent van Gogh’un gözünden karşı koyulmaz bir Londra turuna çıkarıyor. Ressamın gördüğü ve gezdiği Londra’nın anlatıldığı kitabın ilk bölümü, keyifli bir kent rehberi tadında. Öyle ki, kitabı okumayı bitirir bitirmez, soluğu beş yıldır yaşadığım Londra’da henüz gitmeye fırsat bulamadığım Van Gogh’un Brixton’da yaşamış olduğu evde aldım ve ardından evin hemen yakınındaki kentin kalabalığından uzak “Van Gogh Walk” sokağını ziyaret ettim.

Sevgilim-LondraRessamın ailesi ve arkadaşlarıyla yazışmalarının bulunduğu 902 mektuptan yola çıkarak bu kitabı yazan Kristine Groenhart ve Willem-Jan Verlinden, Van Gogh’un İngiltere’de geçirdiği yılların daha sonraki çalışmalarına büyük etkisi olduğunu, tablolarındaki sosyal adalet duygusunda ressamın dönemin fakir Londra’sındaki izlenimlerinin büyük etkisi olduğunu savunuyorlar. Van Gogh, İngilizceyi burada öğreniyor, İngiltere’deki yaşama çabucak adapte oluyor ve çabaları sayesinde üç yılın sonunda vaaz verecek konuma geliyor.  Ailesine mektuplarında Londra’da neden mutlu olduğunu anlatırken, “Burada iyiyim, güzel bir odam var, İngilizleri, İngiliz hayat tarzını ve Londra’yı kendi gözlerimle görmekten büyük zevk alıyorum. Ayrıca doğa, sanat ve şiir de benimle. Bunlar da yeterli değilse, neyin yeterli olacağını bilmiyorum,”diyor.

O sıralarda henüz resim yapmaya başlamamış olan Van Gogh, düzenli olarak Londra’daki sanat galerilerini ve National Gallery, Royal Academy gibi müzeleri ziyaret ediyor, buralarda büyük ressamlarla tanışma fırsatı buluyor. En güzeli de, o dönemde ulaşımın sadece atlarla sağlandığı Londra’da her yere yürüyerek gidiyor. Charles Dickens gibi bol bol yürümekten büyük zevk alan Van Gogh, Londra ile Brighton şehirleri arasındaki 90 kilometrelik mesafeyi bile üşenmeden yürüyor! Ressam, özellikle de şehrin nehir tarafındaki eski bölgelerinde melankolik tarafları ortaya çıkaran, sokaklarını gaz lambalarının aydınlattığı Dickens’ın öykülerindeki karanlık Londra’yı seviyor. Hava aydınlandığında kendisini hemen Hyde Park’a atıyor, ağaçlardan aşağı süzülen yaprakları seyrediyor. Kafasında Viktoryan İngiltere’sinde yaşayan erkeklerin taktığı gibi yüksek bir ipek silindir şapkayla Covent Garden’daki işyerinden çıkıp, Westminster Köprüsü’nden geçiyor ve her akşam güneşin Westminster Abbey ile Parlamento Binası’nın arkasından nasıl battığını izliyor.

Van Gogh’un işyerinden beş kilometre uzaklıktaki Brixton’daki evine varması yaklaşık bir saati buluyor. Kahramanımız mektuplarında o günleri “Londra’nın büyük caddelerinde durmaksızın hareket halindeki insan dalgaları, atlı arabalar, seyyar satıcılar, atlar ve otobüslerden oluşan kalabalıklar ve faaliyetlerden başka görülecek daha güzel bir şey yok.” diyerek anlatıyor.

Kendimizi şanslı addedebiliriz, ressamın Viktoryan Londra’da yaptığı yürüyüşleri bugün bile kaba hatlarıyla tekrarlamak mümkün, aradan yüz kırk yıl geçmiş olsa da Londra halen kendine özgü Viktoryan görünümünü kaybetmiş değil. Kitapta, Trafalgar Meydanı ve St.Paul Katedrali gibi bilinen mekanların yanısıra, Dorking’teki yürüyüş bölgesi Box Hill, çoklarının ihmal ettiği Richmond ve Kew Garden gibi kentin gezilmesi gereken alternatif bölgelerine de yer veriliyor. Fırsatınız olursa, kentin bu harika manzaralarla dolu yemyeşil semtlerine uğramayı unutmayın.

Kuşkusuz ressamın daha sonra tablolarına yansıyacak görsel hafızasında her sabah ve akşam geçtiği Westminister Köprüsü, Big Ben ve Thames Nehri’nin görkemi kadar kentin ünlü müze ve sanat galerilerinin de etkisi büyük olmalı. Kitabın ikinci bölümünde Vincent’in hayranlıkla baktığı tabloların asılı olduğu müzeler arasında geziniyor, onunla beraber National Gallery ve British Museum’un göz alıcı merdivenlerini tırmanıyor, Tate Britain’dan Victoria ve Albert Müzesi’ne uzanıyoruz. Eminim, Van Gogh hayranları kitabın bu bölümlerini daha çok severek okuyacak, kendilerinden daha fazla şey bulacaklar.

Sevgilim Londra – Vincent van Gogh’un Londra’sında Gezinti / Kristine Groenhart, Willem-Jan Verlinden / Çev. Gül Özlen / Editör Nazlı Gürkaş / Esen Kitap

  • Okan Okumuş
  • Gezgin, seyahat yazarı
  • Twitter: @okumusokan

Ressamın ayak izlerini takip etmek isteyenler, ellerine bir nevi seyahat rehberi sayabileceğimiz bu kitabı alıp rahatlıkla Londra’yı ve müzelerini gezebilirler.  Sevgilim Londra’yı okuduktan sonra, dünyanın en çok ziyaret edilen ikinci kentini bir de bu usta ressamın gözünden görmek isteyecek, muhtemelen metro istasyonlarında daha az zaman geçirip Van Gogh gibi bolca yürüyeceksiniz. Eh, Londra’nın tadı da zaten böyle çıkar!

Bir Yorum Yaz